Biz öyle bir hakikate hayatımızı vakfetmişiz ki güneşten daha parlak ve cennet gibi güzel ve saadet-i ebediyye gibi şirindir. Öyle bir dava ki bizim davamız ümitsizliğe ayıracak vaktimiz yok. Hem öyle bir davamız var ki nice koç yiğitler vatan evladları bu uğurda canlarını bile feda etmişler. O davanın öyle hadimleri var ki dillere destan. Kudüs hizmetkârı Selahaddin Eyyubî’ler, ülkü uğruna yurtlarından göçüp diyarlardan diyarlara giden Süleyman Şah’lar, yıkılmaya yüz tutmuş bir devletin uç beyi Ertuğrul Gazi’ler, hocası Şeyh Edebalı dergahında[...]
Archive for Mayıs, 2009
Şu dağlarda kar olsaydım Bir asi rüzgar olsaydım Arar bulur muydun beni Sahipsiz mezar olsaydım Şu yangında har olsaydım Ağlatıp bizar olsaydım Belki yaslanırdın bana Mahpusta duvar olsaydım Şu bozkırda han olsaydım Yıkık perişan olsaydım Yine severmiydin beni Simsiyah duman olsaydım Şu yarada kan olsaydım Dökülüp ziyan olsaydım Bu dünyada yerim yokmuş Keşke bir yalan olsaydım Yusuf Hayaloğlu
Bir gün daha böyle geçti işte. Gün geceye iyice kaydı. İstanbul uyumaya hazır. Ben de günün yorgunluğunu atmak için dinlenmeye giderken dur dedim kendime yaz günlüğe bir şeyler öyle git. Öyle de yapıyorum. Kulağımda kulaklık ses derinden geliyor. Sanatçı Ömer Faruk Tekbilek. Masaüstümde bir istanbul duvar kağıdı. Sepya renkli. Sanırım Kadıköy’den çekilmiş bir fotoğraf. Sarayburnu o güzel siluetiyle boğazı seyre dalmış. Ben de arada gidip de bakmaya doyamadığım boğazın çeşitli fotoğraflarını duvar kağıdı yapıyorum ki gözümüz gönlümüz açılsın. Bir gün[...]
#Blog: Sitemin ismini değiştirdim. Kahverengi Ajanda artık yok. Gerçeği ile aramızdaki bağlar kopunca sitenin isminde bu ismin bulunması iyi olmazdı elbet. #Müzik: Lisede az da olsa dinlediğim “Kardeş Türküler” grubuna devam. #Kitap: Nazan Bekiroğlu’nun Mavi Lâle’si elimde. Başladım okumaya. Güzel. Değişik. #Ney: Bu aralar ilginemiyorum. #İş: Yoğun ama güzel. #İstanbul: Tam gezilecek hava ama yoğunluktan çıkamıyorum bir yerlere. #Halet-i Ruhiye: Stresli. Dalgın. Garib. #Gelecek: ?









