Bu bir dalış yazısıdır. Sağlam durun. “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak” Bu deyim meşhurdur. Açıklamaya gerek yok. Lüzumu olmayan işleri ihya etmeye çalışan insanlar için geçerlidir bu deyim. Kim çıkardıysa piyasaya alnından öpmek lazım. Bugün bir vesile ile dışarı çıktım. Hani müslüman bir memlektte yaşıyoruz ya. İhya edecek başka bir şeyimiz kalmadı şükür hepsini tamamladık bir noel kalmıştı. Hicri yılbaşı geçti tık yok. Adam utanmadan hicri ne demek abi diyor. Noel ne diye sorsan şeceresini çıkartır. Nedir bu çılgınlık anlamıyorum. Tamam[...]
Archive for Aralık, 2009
Yoğun bir haftanın ertesinde ancak yazıyorum. Bir kaç projeyi aynı anda takip etmek zihni yoruyor. Zihnin yorulması ile beraber tekrar toparlanmak da zor ama hallediyoruz bir şekilde. Bir işe başlamak bitimenin yarısı değil. O işi birine beğendirmek bitirmenin yarısı. En azından bu hafta için geçerli bu olay. Ya neyse canım yazmak istemiyor. Onun yerine sevdiğim bir parçayı dinletmek isterim.
Güne suni solunumla uyanıyorum. Jelatinli kahvaltılar ve barkotlu doğallık… saniyelere yaklaşan tekdüzelik; başım ağrıyor. Dışarıda kar yağıyor, hadi kardan adam yapalım. Ya da şu hipermarkette hazırı vardı, hem de bilmem kaç nokta doksan dokuz liraya; başım ağrıyor. Yeni koltuk takımın çok güzelmiş. Biraz Bilal-i Habeşi ‘yi anımsayalım, ağlayalım sonra da plazma da şu yeni çıkan diziyi izleriz; başım ağrıyor. Balkondaki filistin bayrağını indiriyorum. Arda muhteşem bir gol attı, Türkiye dünyayı fethediyor, bugün kırmızı beyazım. Coşkulu ve milliyim; başım ağrıyor. Afrikalı[...]
Herkesin kafasındaki yegâne problem; gelecek kaygısı. Gerçi problem yine bize ait kaygıyı ortaya çıkartan yine bizleriz. Bu iki gün boyunca üç arkadaşımla görüştüm. Üçü ile de dertleştik. Dönüp dolaştığımız nokta gelecek. Hayaller, projeler, temenniler daha neler neler. Aileyi idare etme, okulu bitirme, evlenme derdi, hanımla veya beyle iyi geçinme, çocuk yetiştirme vesaire. İlla ki herkesin vardır bir telaşı bu hayatta. Bugünkü görüştüğüm arkadaşıma başımdan geçen bazı olaylar neticesinde, olayları nasıl yorumladığıma ve olayların üstesinden gelmeye çalışırken neler yaşadım onlardan bahsettim.[...]
“Mizahçı dediğin güldürürken düşündürmelidir…” Sanki güldürmek çok kolay bir şeymiş gibi… Mizahçı dediğin, çaktırmadan beline sarılıp seni gıdıklamıyor ki… Adamın yazıp, çizdiğine bakıp gülüyorsun… Bakarken de düşünüyorsun ki ondan gülüyorsun… Ha, bu laftan kasıt “mizahçı güldürürken aynı zamanda toplumsal bir mesaj vermelidir” ise buna da itiraz ederim… Bu da modası geçmiş, gibi boş bir önermedir… Mizahçı niye ‘toplumsal’ bir mesaj versin ki?.. Yani, niye kendini sadece toplumla kısıtlasın ki?.. Yazıp çizdiğiyle ‘insansal’ ya da ‘dünyasal’ bir mesaj da verebilir… Hatta[...]









