Akşamüstü boğaz bir başka oluyor azizim
Verimli geçen bir pazar gününün notlarıdır bu notlar. Aynı ortamda gün boyu çalışanlar için bulunmaz nimettir çıkıp bir yerlere gitmek ve gezmek.
Dostlar meclisinde güzel bir muhabbet günü oldu. Çalıştığım yerden banliyö treni ile Sirkeci’ye gittim ilk. Çıkmadan önce okuyacağım kitapları ayarlamıştım. Daha önceden başladığım Salinger’ın “Çavdar Tarlasında Çocuklar” kitabını trende bitirdim. Kitabı okurken gençliğime şükrettim. Öyle bir kitap. Ayrı bir yazı da kritiğini yapmak gerek. Sirkeci İstasyonu’na gelince kitap hemen bitmemişti. Tramvaya geçtim oradan Kabataş’a gitmek için. Kabataş durağına gelince kitap da bitti. Son noktayı orada koymuş olduk.
Kabataş’tan Beşiktaş İskelesi’ne doğru yavaş yavaş yürümekti ilk amaç. Ondan önce öğle namazı. Dolmabahçe Sarayı’nın yanındaki Bezm-i Alem Valide Sultan Camii‘nde öğle namazını kıldım. Dolmabahçe Camii olarak da bilinir. Bilen bilir, aynı isimde bir camii de Laleli taraflarında vardır. Mimarisi ve ferahlığı ile ayrı bir camii. Barok usülüne göre yapılmış camiilerden birisi. En önemli özelliği kubbeleri tutan direklerin duvarla bitişik olması. Geniş bir ortam sağlaması açısından fil ayakların olmaması avantaj. Osmanlı’nın son devirleri aklıma gelmiştir hep bu tür camiilerde namaz kılarken. Yakın tarihteki olayların tanıklarıdır zira. Ayrıca belli dönemlerde Cuma Selamlığı’na da ev sahipliği yapmıştır bahsettiğim camii. Camii’nin tarihini daha önceden bir yerlerden okumuştum. Bir dönem camii olarak kullanılmamış. Depo amaçlı kullanılmış. Düşünebiliyor musunuz? Tersane malzemelerinin tutulduğu bir depo. Zihniyet acaib.
Neyse oradan çıktım ve Beşiktaş’a doğru yol aldım. Kabataş ile Beşiktaş arasında pek sahil yoktur. Saraylar ve okullar çokça bulunduğu için yol iç taraftan devam eder. Dolmabahçe Sarayı’nın arka duvarına bitişik yol devam eder. Devasa çınar ağaçları ile dolu düz bir yol. Harika. Yürümek için birebir tavsiye ederim. Sonbaharda özellikle hoş bir manzara olur. Etraftan bir kaç fotoğraf çekmeyi de ihmâl etmedim.
Arkadaşlarla buluşma mekanımız Beşiktaş İskelesi’ydi. Buluştuk. Hasbihâl ettik. Muhabbet ettik. Eskileri yâd ettik. Türlü türlü konular konuştuk, güldük, eğlendik, kitaplar tavsiye ettik. 28 Şubatı filan da konuştuk. Güzel bir sohbet oldu. Ardından bir kitapçıya girip hediyeleşmeyi de ihmâl etmedik. Zaman ilerledi ve tekrar buluşma sözü vererek ayrıldık.
Yine aynı yolu takip ederek dönmeye karar verdim. Kabataş’ta sahilde bir bankta oturdum biraz. Üsküdar’ı ve Çengelköy’ü izledim. Arada bir Kız Kulesi çarptı gözüme. Kulaklığı da taktım kulağıma. Mercan Dede’den Huxi. Keyif budur. Boğazın karşısında ne dinlersen dinle farketmez. Akşamüstü boğaz bir başka oluyor azizim.
Akşam namazını Sirkeci’de kıldıktan sonra trene bindim ve Dücane Cündioğlu’nun “Anlam’ın Tarihi” kitabına başladım. Peşinen söylemeliyim ki bu adam sağlam ve destekli yazıyor. Girizgâh filan bir içim su diyebiliriz.
Velhasılı kelâm; yolculuk bitti geldik yine mekâna. Yeni bir hafta yeni bir tempo. Hayırlı işler diler, saygılar ve sevgiler sunarım.
1 Mart 2010 Tarihli Not: Günün hatıra fotoğrafları. Bunu da kapaktan sayalım.
Tweet

