11.12.2009 - Ortaya Karışık    2 Yorum

Bu şehir kent mi?

İstanbul’a dair hangi kitabı okusam, hangi seyyahın gözlem notuna göz gezdirsem bu şehrin gizemiyle karşılaşıyorum. Evet bu şehir. Kent değil şehir. İskender Pala “kent” kelimesinin tam anlamıyla “şehir” kelimesini karşılamadığını söyler. Onun içindir ki burası Şehr-i stanbul’dur.

Tarihte hangi millet veya devlet gelmişse illa ki İstanbul demiş. Hangi din mensubu olursa olsun buraya aşık olmuş insanlar. Herkesin bakış açısı değişik elbet. Kim ele geçirdiyse şehri ya harabeye çevirmiş ya cennet bahçelerinden bir bahçe haline getirmiş. Ama gelen illa ki taş üstüne taş koymuş.

Evet burası şehir. Modern söylemiyle metropol de denebilir. Tabi kent kelimesi gibi o da karşılamaz şehri. Taşra şehir harici demek. Onun için İstanbul pay-i taht olduğu dönemlerde diğer şehirlere taşra denmiş. Bursa, Edirne dahi taşradır İstanbul’un gözünde. Bursa’nın ve de Edirne’nin hakkı yenmemelidir bu noktada. Konstantin’i İstanbul yapan devletin iki pay-i tahtıdır Bursa ve Edirne.

Mustafa Armağan şehirleri gözlemleme konusunda ustadır gözümde. Bursa’yı ve İstanbul’u anlattığı kitapların dışında Edirne’yi de anlatan bir kitap bekliyorum aslında ondan. Beşir Ayvazoğlu’nun “Divanyolu” kitabı da tam bir gözlem kitabı. İstanbul’u anlamak için okunması gerekli kitaplardan.

Evet burası bir şehir. Medeniyetleri hakkıyla misafir eden bir şehir. Bizans buraya hakim olduğunda saraylarını denize bakan kıyılara yapmış. Yine aynı dönemde boğaz tam bir viraneymiş. Osmanlı’nın boğazı keşfetmesiyle saraylar ve yalılar boğaza taşınmaya başlamış. Topkapı, Dolmabahçe, Beylerbeyi, Çırağan, Çengelköy Sarayları boğaza kurulmuş ki hâlâ ayaktadırlar.

Osmanlı’nın camiilerinin çoğunun avrupa yakasında olması da ayrı bir konu. Boğazda bir tur yapma fırsatı elde etmişseniz görürsünüz ki camiilerin çoğu avrupadadır. Çünkü anadolu yakası ormandır. Anadolu yakasındaki en eski yerleşim yeri ise Kadıköy’müş. Zamanında, İstanbul denince de zaten avrupa yakası kastedilirmiş.

18. yüzyılda İstanbul’a gelen avrupalı seyyahların çoğu Divanyolu’ndan denizin görüldüğünü yazar. Şimdi o caddeyi tanımak marifet ister. Avrupa’da hissedersiniz kendinizi. Cadde kenarına inşa edilmiş camiiler, medreseler, kütüphaneler, kabristanlar ve sebiller olmasaydı şimdiki ismi belki de Paris Caddesi olurdu. Kim bilir.

Evet burası şehir. Keşfedilmemiş. Gizli saklı. Eserler tanınmayı bekliyor ama insanlar yüzlerine bakmıyor.

Evet burası şehir ama kent olmaktan kurtarılmazsa burası şehir olarak kalmayacak.

Ben İstanbul’un şehir olarak kalmasını isteyenlerdenim.

2 Yorum

  • üstadım,
    ellerine sağlık. gayet güzel bir yazı olmuş.
    tebrikler ve teşekkürler.
    baki muhabbetler :)

  • teşekkür ederim. muhabbetle.

varsa bir sözün?