bekir'in günlüğü

yazar geçici bir süre devre dışıdır

TARİH: 8 Şubat 2010 KATEGORİ: Anekdot 0 Yorum

… Kültür-sanat dünyasıyla biraz olsun ilginiz var ise çevrenizdeki “dindar” gençlere şöyle alıcı gözüyle bir bakın…

Rahmetli Yücel Çakmaklı ve onun ülke sinemasındaki varlık mücadelesinden söz ederken “Bunların hepsi birer ilkellik başyapıtı” diyerek burun kıvıran, fakat Koreli ateist Kim Ki Duk’un sineması söz konusu olduğunda bu filmlerin içerdiği bütün İslâmdışı/ahlâkdışı unsurlara karşın hayranlıktan eli ayağı birbirine dolanan; bırakın Türkiye’yi, dünyada bile bir elin parmakları kadar az sayıda sanatçıyı insan yerine koyacak kadar seçkinci bir tavra bürünmüş ultra-dindar genç kızlar…

Gündelik hayatında kullandıkları jargonun üniversite kantinlerinde karşı karşıya geldikleri Marksist örgüt temsilcilerinin kullandığı jargondan hiç bir farkı kalmamış, gelenek ve İslâm’la duygusal ve organik ilişkileri neredeyse yalnızca babasından kendisine yâdigâr bir “sahabe adı”na kadar indirgenmiş, “Sanat denilen şeyi İslâm’ın kırmızı çizgileriyle sınırlamak bu çağda kabul edilebilir bir durum değil; sanat ancak kendisine sınırsız özgürlük verildiğinde nitelikli ürünler ortaya koyabilecek denetim dışı bir alandır” teraneleriyle baş düşmanlarının türküsünü o düşmanlardan bile daha fazla dillendirir olmuş genç oğullar…

Din kardeşlerine karşı müthiş bir sevgisizlik, saygısızlık, ilgisizlik, hoyratlık…

Artık yalnızca soyut iddiaların, içeriği batılı referanslardan geçilmeyen bol dipnotlu-süslü yazı ve konuşmaların ara sıcak mezesine dönüşmüş durumdaki kupkuru, tatsız tuzsuz, heyecansız, duygudan bütünüyle yoksun bir dindarlık algısı…

İslâmî kesimin 1990′ların başlarında ardı ardına kurup hizmete açtığı bu tür -batı felsefesiyle barışık olma çabasındaki- sivil toplum örgütlenmeleri, kültür-sanat üreticisi ve yayıcısı kurumlar, kurdelelerinin kesildiği gün koridorlarına dolan bütün o iyimser atmosfere rağmen, 2000′lerin Türkiye’sinde artık bu topraklara yalnızca “duygusuz robotlar”; bırakın var olanın üzerine yeni bir şeyler eklemeyi, var olanı da yakıp yıkan “terminatörler” üretip salmaktalar…

Türk muhafazakâr entelejansiyasının çok önemli ve değerli isimlerinde biri, vaktiyle bunlardan birini hizmete açtıktan kısa bir süre sonra aynen şöyle demişti:

“Bizim hayâllerimiz çok başkaydı; fakat gitgide netleşen şu manzaraya baktığımda ‘acaba doğru mu yaptık’ diye kendi kendime sormaya başladım. Ortalık bir sürü yarı-entel züppeden geçilmez oldu. Belki de bu kızların Nietsche, Kant, Habermas falan okumak yerine evlerinde oturup doğru düzgün çocuklarla evlenerek doğru düzgün evlatlar yetiştirmeleri ülkemiz için çok daha hayırlı olabilirdi.”

Aynen öyle oldu sevgili Üstad’ım… Kalbinde zerrece Allah korkusu ve sevgisi bulunmayan, hayattaki tek derdi bir sonraki projesinin finansmanı için belli adreslere yaslanıp onların maddî desteğini almak ve “seküler jakobenlerin kültür-sanat evreni”nde kendisine bir koltukluk yer açmak olan; gelenekle son bağlantı kırıntılarını simgeleyen kirli bir sakal ve cici-bici bir başörtüsü haricinde inanç boyutları bütünüyle körelmiş bir sürü soğuk tavırlı devşirmeyle doldurdunuz ortalığı…

“Sarımsak kokulu” köylü Müslümanlardan rahatsızlık duyduğunuz için kurmuştunuz bütün bu mekânları… Fakat, sonuç olarak sarımsak kokulu köylüleri sabırla dönüştüren değil, onlara seküler felsefeye meftun burjuvazi mensuplarından çok daha hoyratça yaklaşan çeyrek porsiyon Müslüman tiplerle donattınız bizim şu gariban câmiâyı… Artık kalpleri kesinlikle bize ait olmayan bir sürü hırs küpü genç çocukla…

Oysa ki aslî hesap, “onların batıdaki ilmi-fenni alıp, sonra da güle oynaya eve geri dönmesi” üzerine kuruluydu, öyle değil mi?

O yüzden, korkunuz doğrudur. Bir yerlerde -istemeden de olsa- kocaman bir hata yaptınız.

Eserinizle övünmeye hakkınız yok; ancak uygun gördüğünüz bir zamanda doyasıya dövünüp ağlayabilirsiniz.

Ali Murat Güven. Yeni Şafak.

8 Şubat'larda yazdıklarım

  • 2010: Kültür Emperyalizmi — Viyana’dan Ankara önlerine kadar düşüşümüzün sebebi münhasıran şarklı kalışımızda arandı. Geri kalmıştık. Avrupa’dan ilim, teknik alacaktık. Çünkü ilmin, tekniğin milliyeti, rengi [...]

yorum yap