“İnsan, bu dünyaya ağlayarak gelir, yeterince ağladıktan sonra da ölüp gider” [WILLIAM SHAKESPEARE, 1564-1616, Kral Lear] Orhan Gencebay’ın eski bir şarkısı, Dertler Benim Olsun çalıyordu. “Bir zaman benim sevgilimdin”: Kurşunları doldurup şarjörü taktım. “Yanımdayken bile hasretimdin”: Sig Sauer’i [P220] elimde çevirdim. “Şimdi başka bir aşk buldun”: Namluyu, televizyonun üstündeki kirli yemek tabaklarına doğrulttum. “Mutluluk senin olsun”: Silahı ateşledim… Dumanı tüten tabancama sarılmış ağlıyordum. Namluyla gözlerimi sildim. Gözyaşım cıva gibi, tabancanın içine damlıyordu. Bu şarkı beni bir cinayet şampiyonasına hazırlayan antrenörün[...]
… Peki ya biz? Hangisini feda ediyoruz? Sözü mü hayatı mı? Sözün aritmetik sağlamlığında kendini kandıran sofistler miyiz? Yoksa hayatla aramıza hiçbir kuralın girmesine göz yummayacak kadar yürekli miyiz? Kaç kez inanmadığımız yazıların altına imza attık sözün inanılmaz cazibesi uğruna. Sözün cazibesi, söze hakim olmanın inanılmaz hazzı uğruna ruhumuzu mu satıyoruz yoksa? İptida kelam vardı, yaşantı arkadan geldi. Böyle mi kandırdık kendimizi? Söz uğruna hayatı bir yalan gibi yaşadık. Ne kadar yalancıydık. Kurduğumuz oyunlarda oysa, her şey ne kadar inandırıcıydı.[...]
Geçen günlerde vefat eden rahmetli Ömer Lütfi Mete’nin kaleminden bir roman. Roman diyorum kapağında öyle yazıyor çünkü. Romandan çok gerçek hikayeye daha çok benzer çünkü. Benzerden daha da öte hayatın içinde bir hikaye. Çok konu olmasına rağmen aslında tek bir konu üzerinde yoğunlaşılmış bir hikaye. Asker ile Cemre’nin arasında geçen münasebetlerin kağıda geçirilmiş hali. Dindar bir erkeğin, din ile pek alâkası olmayan bir kıza duyduğu muhabbetlerin tercümesi aslında. Bir aşk hikayesi de denilebilir. Dini hassasiyete sahip bir kişinin bir bayana[...]
Ali Osman’ın Cemre’ye ilgisi ile benim Katrin’e ilgim arasında büyük bir benzerlik vardı. Her ikimiz de duygularımıza hemen dini bir misyon yakıştımaya çalışmıştık. Tabii, kutsal birileri olduğumuza kendimizi inandırmış olmak için böyle yapıyor değildik. Bu mümkün olamazdı; çünkü en azından su katılmış salaklar değildik. Sadece yaşamakta olduğumuz olay içinde kendimizi kaptıracağımız duyguların günah sayılamayacağına inanmak istiyorduk. İkimiz de öyleydik. … Bana aşık olması, sadece Ali Osman’a aşık olması demek değildir. Bana aşık olması, dindar birine aşık olması demektir. Bu onun,[...]
Aşk ve sevgi… Tecellisi gönülde beliren, gönlü muhatap alan duygular… Belki biri diğerinin vasıtası, diğeri ötekinin hedefi. Asıl hedefe giden yolda kâh temrin, kâh oyalanıp aldanma… Aşk ve sevgi… İçinde muhabbet, alâka, yakınlık, dostluk, meveddet, mürüvvet ve daha pek çok insanî hasletlerin gizlendiği dünya… Bazen şefkatin, bazen himayenin, bazen merhametin adı. İlâhî anlamda yalnızca bir hedefe, Sevgili’ye bakmak, beşerî anlamda ise aynı hedefe birlikte bakmak… İskender Pala. Kırk Ambar (arka kapak)









