<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bekir&#039;in günlüğü &#187; gençlik</title>
	<atom:link href="http://www.bekirarslan.info/etiket/genclik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.bekirarslan.info</link>
	<description>arada bir yazar, sık sık okur, ara ara izler, sürekli dinler, çokça gezer!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 16:03:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>sen hiç yedinci dakikada oldun mu?</title>
		<link>http://www.bekirarslan.info/sen-hic-yedinci-dakikada-oldun-mu</link>
		<comments>http://www.bekirarslan.info/sen-hic-yedinci-dakikada-oldun-mu#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Jul 2011 07:49:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bekir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasbihâl]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[127 hours]]></category>
		<category><![CDATA[127 saat]]></category>
		<category><![CDATA[abdullah]]></category>
		<category><![CDATA[abdullah kibritçi]]></category>
		<category><![CDATA[arabalar]]></category>
		<category><![CDATA[bebek patikleri]]></category>
		<category><![CDATA[bir kitaba]]></category>
		<category><![CDATA[bir otobüs biletine.]]></category>
		<category><![CDATA[bir sahile]]></category>
		<category><![CDATA[dakika]]></category>
		<category><![CDATA[dede]]></category>
		<category><![CDATA[dingin]]></category>
		<category><![CDATA[evler]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[havada]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hayatlar]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyar]]></category>
		<category><![CDATA[ilk oyuncaklarımız]]></category>
		<category><![CDATA[ilk silgilerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nine]]></category>
		<category><![CDATA[okul çantamız]]></category>
		<category><![CDATA[özet]]></category>
		<category><![CDATA[parça]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[suluğumuz]]></category>
		<category><![CDATA[tozal]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yedinci dakika]]></category>
		<category><![CDATA[yunus emre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bekirarslan.info/?p=3645</guid>
		<description><![CDATA[bu yazı bana ait değil. tarihe not düşmek maksadıyla aldım buraya. abdullah&#8216;ın yunus emre&#8216;ye bir doğum günü hediyesi aslında. yazıda geçen &#8220;yunus&#8221; kelimesinin yerine &#8220;insan&#8221; kelimesini yerleştirdim ve hayatı anlatan bir yazı çıktı ortaya. şimdi aşağıdaki videoyu açın ve yazıyı okumaya koyulun. müzik bittikten sonra yazıyı ikinci defa okuyun. abdullah&#8216;ın o enfes yorumunun farkına varacaksınız. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">bu yazı bana ait değil. tarihe not düşmek maksadıyla aldım buraya. <a href="http://www.aleminrenkleri.com" target="_blank">abdullah</a>&#8216;ın <a href="http://www.tenkafesi.com" target="_blank">yunus emre</a>&#8216;ye bir doğum günü hediyesi aslında. yazıda geçen &#8220;<strong>yunus</strong>&#8221; kelimesinin yerine &#8220;<strong>insan</strong>&#8221; kelimesini yerleştirdim ve hayatı anlatan bir yazı çıktı ortaya. şimdi aşağıdaki videoyu açın ve yazıyı okumaya koyulun. müzik bittikten sonra yazıyı ikinci defa okuyun. <a href="http://www.aleminrenkleri.com" target="_blank">abdullah</a>&#8216;ın o enfes yorumunun farkına varacaksınız. müziğin dakikalarıyla yazının dakikalarına dikkat. hayatın bir özeti gibi zira.</p>
<p style="text-align: center;"><iframe src="http://www.youtube.com/embed/RpKOawpMtsk" frameborder="0" width="460" height="315"></iframe></p>
<blockquote>
<p style="text-align: left;">sevgili insan, sakin bir hayat süreriz belli bir yaşa kadar. bu festival adlı parçanın ilk beş dakikası gibidir. beşinci dakikada bir perde daha açılır, oyuna yeni enstrümanlar katılır. yavaş yavaş davulların patronu asılmaya başlar, ritim yavaş yavaş bir patlamaya hazırlanır.</p>
<p style="text-align: left;">sevgili insan, sen hiç yedinci dakikada oldun mu? yedinci dakikada insanın bir kulaklığa ihtiyacı vardır, bir sahile, bir kitaba, bir otobüs biletine. yedinci dakika ritmin çıldırmaya başladığı zamandır. çıldırmak çok şiddetli bir eylem aslında. daha önce rüyamda bir kere çıldırmıştım. ölmek kadar acı veriyor ama hemen bitiyor. burada da bu çıldırış yaklaşık bir buçuk dakika sürüyor.</p>
<p style="text-align: left;">bir çıldırış anında çok şey birbirine karışıyor. bir girdap düşün bir hortum bir sonsuz rüzgar. enstrümanlar uçuşuyor havada, evler, arabalar, hayatlar, bebek patikleri, ilk oyuncaklarımız, ilk silgilerimiz, suluğumuz, okul çantamız lan okul çantamız&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">yedinci dakikada ritim çıldırdığında, bir parça kopmak gerekiyor. bir parça sıyrılmak bu ağır akıldan. ayakları yerden kesmek, nefes kesen bir uçuşa bırakmak kendini. bu kısa çılgınlıklar, bu gençlik, işte bu bir buçuk dakika. sonra şarkı bitecek. 8:30&#8242;da falan, yani yaşlı dedeler olduğumuzda belki izlanda&#8217;ya gideriz, belki o senenin belli bir gününde yemyeşil olan izlanda semalarını izleriz. oralar çok soğuk. montunu almayı unutma.</p>
<p style="text-align: left;">kal sağlıcakla&#8230;</p>
</blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bekirarslan.info/sen-hic-yedinci-dakikada-oldun-mu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Okumak yerine seyretmeyi tercih etmek</title>
		<link>http://www.bekirarslan.info/okumak-yerine-seyretmeyi-tercih-etmek</link>
		<comments>http://www.bekirarslan.info/okumak-yerine-seyretmeyi-tercih-etmek#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Jan 2010 19:45:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bekir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşedekiler]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[okuma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bekirarslan.info/?p=1905</guid>
		<description><![CDATA[Eğlence çağının öğrenme çağını alt ettiği bir dünyayı yaşıyoruz. Medya, gençliğimizi ele geçirmiş durumda. Televizyon izleyerek bilgi ve kültür sahibi olunabileceğini sanan bir genç nüfus ile karşı karşıyayız. Malumat edinmeyi bilgi edinmek zannediyorlar. Bilgi edinmede pasif davranıyor, sorgulamaktansa kabullenmeyi yeğliyor, bilgi başarısını not ile ölçüyorlar. İnternetin bir bilgi çöplüğü olduğunun farkında değiller. Okumak yerine seyretmeyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p style="text-align: justify;">Eğlence çağının öğrenme çağını alt ettiği bir dünyayı yaşıyoruz. Medya, gençliğimizi ele geçirmiş durumda. Televizyon izleyerek bilgi ve kültür sahibi olunabileceğini sanan bir genç nüfus ile karşı karşıyayız. Malumat edinmeyi bilgi edinmek zannediyorlar. Bilgi edinmede pasif davranıyor, sorgulamaktansa kabullenmeyi yeğliyor, bilgi başarısını not ile ölçüyorlar. İnternetin bir bilgi çöplüğü olduğunun farkında değiller. Okumak yerine seyretmeyi tercih ediyorlar ve seyrederek öğrendiklerini düşünüyorlar. Magazin haberleri dışında gazete bile okumayan gençlerimiz var artık. <span id="more-1905"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bernard Rose&#8217;un yönettiği Anna Karenina&#8217;yı Tolstoy&#8217;un romanını okumaya, Aşk-ı Memnu dizisini Halit Ziya&#8217;nın ünlü eserinin satırları arasında gezinmeye, rahmetli Halit Refiğ&#8217;in beyazperdeye aktardığı Leyla ile Mecnun&#8217;u seyretmeyi de Doğu klasiği Leyla ile Mecnun öyküsünü öğrenmeye tercih eden tembel bir kuşakla yüz yüzeyiz. Bu tembelliğin suçunu tamamen onlara yüklemek bence haksızlık olur. O halde gelin, yetişkinler olarak gözlerimizi kendimize çevirelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Sık sık çocuklarının okumadığından şikâyet eden velilerle karşılaşırım. Aramızda şu minvalde konuşmalar geçer:</p>
<p style="text-align: justify;">- Hocam! Oğlum/kızım hiç okumuyor. Ne yapabilirim?</p>
<p style="text-align: justify;">- Oooo! Çok basit ve kolay bir çözümü var bunun!</p>
<p style="text-align: justify;">- Hemen söyleyiver hocam!</p>
<p style="text-align: justify;">- Tabii! Ama eve gidince hemen uygulayacağına söz vermelisin!</p>
<p style="text-align: justify;">- Hiç şüphen olmasın hocam! Sen söyle yeter.</p>
<p style="text-align: justify;">- Kitap okumaya başla; çocuğun senin kitap okuduğunu görsün!</p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;">İskender Pala bu haftaki köşesin bunları yazdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortadaki problem ve çözümü ortada.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bekirarslan.info/okumak-yerine-seyretmeyi-tercih-etmek/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dürüst insanlar nasıl yoldan çıkıyor?</title>
		<link>http://www.bekirarslan.info/durust-insanlar-nasil-yoldan-cikiyor</link>
		<comments>http://www.bekirarslan.info/durust-insanlar-nasil-yoldan-cikiyor#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2009 08:23:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bekir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşedekiler]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[makam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bekirarslan.info/?p=1113</guid>
		<description><![CDATA[Bugün yine sabah haberlerini takip ederken Osman Özsoy&#8217;un yazısı dikkatimi çekti. Bu tür yazılar, yazı yığınlarının arasından cımbızla çekilip okunmalı bence. Yazısı kaçırılmayacak bir çok yazarımız var. Daha da artaması temennimiz elbet. Bazı yazılarda öyle tesbitler var ki insan hayret edemeden geçemiyor. Aslında gözümüzün önünde herşey. Ama farklı bakış açısıyla baktığımız zaman daha iyi görebiliyoruz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify; ">Bugün yine sabah haberlerini takip ederken Osman Özsoy&#8217;un yazısı dikkatimi çekti. Bu tür yazılar, yazı yığınlarının arasından cımbızla çekilip okunmalı bence. Yazısı kaçırılmayacak bir çok yazarımız var. Daha da artaması temennimiz elbet. Bazı yazılarda öyle tesbitler var ki insan hayret edemeden geçemiyor.</p>
<p style="text-align: justify; ">Aslında gözümüzün önünde herşey. Ama farklı bakış açısıyla baktığımız zaman daha iyi görebiliyoruz. Paylaşmak istediğim de böyle bir yazı. Baştan sona güzel tesbitler var. Okunulası bir yazı buyrun:  <span id="more-1113"></span></p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify; ">Gençlerin bir üniversiteye yerleşebilme amacıyla tercih yaptığı geçtiğimiz iki hafta içinde kariyer planlaması konusunda 3 yazı yazdım.</p>
<p style="text-align: justify; ">Yazıma katkıda bulunma amacıyla bir okuyucumuzdan gelen uzun e-mailden bir bölümünü bugün sizlerle paylaşmak istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify; ">Öncelikle şunun altını çizelim. Kariyer planlaması ülke nüfusunun bütününü ilgilendiren bir konu değildir. Keşke mümkün olsa ama, herkes hayallerini gerçekleştiremez.</p>
<p style="text-align: justify; ">Nüfusun sadece yüzde 3-5’i kariyer planını arzu ettiği gibi sonuçlandırabilse ülke çıkışa geçer. Ülke nüfusunun yüzde 8-10’u hayallerine kavuşacak bir performans gösterebilse nüfusun geri kalan yüzde 80-90’ını da ortalama bir tatmin düzeyi açısından olumlu bir çizgiye çeker.</p>
<p style="text-align: justify; ">Ayrıntılarını bir başka yazıda aktarmak üzere şu noktanın da altını çizelim:</p>
<p style="text-align: justify; ">Bilimsel verilere ve gelişmiş ülkelerdeki genel tecrübelere göre bir ülkeyi insanca bir yaşam çizgisine çekmek ve sürdürülebilir bir refah toplumu oluşturmak için gereken ve <strong>kritik noktalarda görev yapması gereken insan sayısı sadece 17-19 bin arasındadır. Şaşırdınız değil mi? En fazla 20 bin kişi.</strong></p>
<p style="text-align: justify; ">Türkiye bu kadar sayıda güzide insan yetiştiremediğinden yada yetişenleri arzu edilen kritik noktalarda istihdam edemediğinden dolayı bocalamayı sürdürmektedir.</p>
<p style="text-align: justify; ">Konuyu dağıtmak istemiyorum. Gündemdeki davanın iddianamelerinden yansıyan bilgi kırıntılarından edindiğimiz bilgiler ışığında genel izlenim odur ki, bu dava süreci, şu güzelim topraklara sevdalı, bayrağını ve vatanını seven insan profilini kritik noktalardan uzak tutma çabasına matuf eylemleri planlayanların oyununu ortaya çıkarmıştır. Ülkenin iddialı bir devlet konumundan uzaklaşması için kurulan hain planları deşifre etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify; ">Şimdi gelelim, eğer arzu ederse ismini bir sonraki yazımızda sizlerle paylaşabileceğimiz okuyucumuzun, mevcut sistemin dürüst bir insanı bile nasıl yoldan çıkardığını gayet güzel izah ettiği o çarpıcı e-mailine&#8230;</p>
<p style="text-align: justify; "><strong>Büyüdükçe küçülmek&#8230;</strong></p>
<p style="text-align: justify; ">Okuyucumuz şöyle yazmış:</p>
<p style="text-align: justify; ">“Merhaba Hocam. Kızacaksınız belki ama ben sadece kariyer planıyla istenilen yerlere gelinebileceğinden şüpheliyim.</p>
<p style="text-align: justify; ">Okulumun en başarılısı oldum. Ama en salağı bile babasının yaptığı işlerden dolayı benim önümde. Ki, babasının da doğru bir adam olmadığını biliyorum. Şimdi bu çocuk kariyer planı mı yaptı da milyon dolarlık evde oturuyor. Kariyer listesinde bile 50-0 yenik başlıyorsunuz hayata, mücadeleye&#8230;</p>
<p style="text-align: justify; ">Sizin hedefiniz adamın başlangıç yeri oluyor. Siz kuralları öğrenirken diğeri zaten doğduğundan beri onlarla yoğrulmuş. Siz tonlarca zaman harcarken diğeri zaten yıllar içerisinde sizin öğreneceklerinizi çoktan öğrenmiş. Siz bir adamın peşinde aylarca koşarken, adam çocuğun komşusu çıkıyor.</p>
<p style="text-align: justify; ">İşin aslı, şu konu sürekli aklıma gelir: Sıradan bir adamken çok inançlı, dürüst, doğrucu, yardımsever, iyilik yapan, paylaşımcı vs. birisi oluyorsunuz. Mesela bir fabrikada sıradan bir işciyken, sonra sizi usta başılığa terfi ettirince işler biraz daha değişiyor. Artık birçok kişiden sorumlusunuz. İşcilerinizden bir tanesi bir hata yapınca işten atılmasın diye örtbas ediyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify; ">Zamanla gelen mallardaki kalitesizlik ve işlerin gidişatı hakkında dönen dolapları öğreniyorsunuz. Kendi adamlarınızı işe almak için biraz nüfuzunuz, itibarınız oluyor. Bütün bunları sineye çekip ona göre davranmanız gerekiyor. Eski dürüst ve inançlı adam kendisini yavaş yavaş sorgulamaya başlıyor. Acaba bir şeyler ters mi gidiyor diye&#8230;</p>
<p style="text-align: justify; ">Sonra adam müdür oluyor. Müdür olunca para transferlerindeki gariplikleri öğreniyor. Diğer yönetimdeki kişilerin özel hayatlarındaki sapıklıkları, rüşvet almasını, işlerin daha düzgün yürümesi için yapılan numaraları, illegal durumları, satılan malların sağlığa zararlı gerçek etkilerini vs. öğreniyor ve işini en iyi şekilde yapmaya devam ediyor.</p>
<p style="text-align: justify; ">Adam namaza gidiyorsa onu bile hızlı kılıp çıkıyor işim var diye. Ama sıradan bir işciyken huzurlu ve mutlu olan adam şimdi yükseldikçe sanki bir şey onu aşağıya çekiyormuş gibi hissediyor. Yeni kariyerine ayak uydurmak için kendisini kişisel anlamda geliştirirken, insanlar ‘İşte Ahmet Bey de bozuldu’ diyor. Halbuki adam işinden başka bir şey yapmıyor. İşin gidişatını beğenmese de olumsuz yönde etkileyecek bir şey yapmak için gücü yok.</p>
<p style="text-align: justify; ">Sonra adam fabrikayı satın alıyor. Fırıldağın bini bin para. Rakiplerini yok etmek için uydurmaca dedikodular, planlar, çalışanların paralarını kesmeler, sigortasız işçi çalıştırmalar, vergi kaçırmalar, çetelerle iletişimler vs. geliyor. Bu durum böyle uzayıp gidiyor. İşler büyüdükçe gelen tehditler ve dönen dolaplarda büyüyor. Artık işin yürümesinden ziyade canınızı kurtarmak için bile bir çok şeye eyvallah eder oluyorsunuz. Bu süreci uzatmak mümkün.</p>
<p style="text-align: justify; "><strong>Nerden nereye?</strong></p>
<p style="text-align: justify; ">Peki şimdi bu adam kariyer planını yaparken, ‘ben birgün çok büyük bir iş adamı olup, fabrikalar kuracağım’ derken başına ne tür işler açacağından haberdar mı sizce? Bu ilk merak ettiğim konu.</p>
<p style="text-align: justify; ">İkincisi, sıradan bir adamken uzlaşmacı, yardımsever, dürüst bir adamdı. Şimdi şirketini ve kendisini hayatta tutmak için bin takla atması gerekecek. Sizce adam bu dönüşümü yapabilecek bir kişilikte mi? Adam illede eski iyi taraflarını yaşatmak istese de dünyanın gidişatına ters nasıl hareket edebilir? Ekonomik modelimiz Kapitalizm üzerine kurulu. Kim ne derse desin aslında hepimiz kapitalistiz. Farklı modelleri savunmak sadece durumu reddetmek olur. Hepimiz özel mülkiyet istiyoruz, hepimiz zengin olmak istiyoruz, hepimiz kendi işimize başkalarının müdahale etmemesini istiyoruz, hepimiz rekabet etmek zorundayız. Bu sisteme göre hepimiz az maliyet çok verimlilik istiyoruz ama uzlaşmacı değiliz diye tepki alırız.</p>
<p style="text-align: justify; ">Bakmayın lafı evirip çevirip dürüstlük nidaları attığımıza. Aslında hepimiz vergi vermemek için çırpınıyoruz. Askerlik için bile 2 seçenek sunun. Birisi 3 ay, diğeri 12 ay. Bakın gençlerin yüzde kaçı ilk seçeneği seçiyor. Vatan borcu dediğimiz şey nasıl birden değişiyor.</p>
<p style="text-align: justify; ">Bu durumu şuna benzetiyorum. Kötülük olmadan iyiliğin de anlamı olmaz. Aslında kötü dediğimiz şeyde sadece bizim yorumumuz. Eskiden kötü dedğimiz bir çok şey bugün öyle değil. Her şey bir denge üzerine kurulu. Ne yaparsak yapalım, terazinin 2 kefesi olduğunu unutmayalım. Bugün zenginler iyilik sever olduğu için vakıflar açmıyor, üniversiteler kurmuyor yada yardımlar yapmıyor. Hepsinin karşılığını fazlasıyla alıyor. Savaşlar bile mikro düzeyde zafer için makro düzeyde denge için yapılıyor.</p>
<p style="text-align: justify; ">24 senedir öğrendiğim tarih bilgileri bile yanlış çıkıyor. Tamamen uydurma şeyler ve taraflı şeyler öğrendiğinizi görüyorsunuz. Gözünüzdeki asker imajı, gözünüzdeki adalet sistemi vs. çaba harcamadan TV karşısında izlediğiniz haberlerle bile yıkılıyor. 24 yaşında sanki yeni doğmuş bebek gibi kalıyorsunuz. İnandığınız değerlerin aslında arka planında farklı dolaplar döndüğünü görüyorsunuz. Her konuda işin pazarlama boyutunun ağır basdığını fark ediyorsunuz. Aynı grup içerisinde bile yıllardır sizinle beraber olan kişilerin size ihanet ettiğini görüyorsunuz vs.</p>
<p style="text-align: justify; ">Tüm bunları bilmeyen 17 yaşında bir gence ‘hadi yaz bakalım kariyer planını’ dediğimiz anlamı kalmıyor&#8230;”</p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify; ">Prof. Dr. Osman Özsoy</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bekirarslan.info/durust-insanlar-nasil-yoldan-cikiyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

