Gitmiştik geri geldik
Bu tatiller olmasa insan ne zaman dinlenir ki? Şu kozmik alemde en az dikkat ettiğimiz, maalesef kendimiz. Bu dinlenme vakitleri belli süre kendimizle ilgilenmemize imkan sağlar.
Efendim bir hafta ne yaptın, nasıl geçti tatilin denilirse; şükür ki dinlenme fırsatım oldu derim.
Geçen hafta memlekete gitmeden önce arkadaşlarla Eskişehir turu yapalım dedik. 2 gün 1 gece güzel Eskişehir’de vakit geçirip hasbihal ettik dostlarla.
Eskişehir’in tadı Haydarpaşa Garı’nda başlar. Oralara giden herhangi bir trene bindiğiniz anda Eskişehir havası yayılır içinizde. İstanbul’dan akşam çıkıp sabah olmadan Eskişehir Garı’nda olmak bir başkadır. Havası değişiktir mesela. Bir başkadır en azından. Sabahı Eskişehir’de karşılamak, ilk ışıkları orada görmek bana ayrı bir haz verir.
Sabah olur, gün ışıkları her tarafı kapladıktan sonra simit satan çocukların o anlaşılmaz bağırışları ayrı bir güzeldir. Eskişehir’e ilk gittiğimde bu çocukları anlamıyordum. “Simit var!” cümlesi ancak o kadar değiştirilebilir. Onların özelliği işte. Sabah kahvaltısını çay, simit, kaymak ve reçelle yapmanın zevki ise vazgeçilmezdir benim için. O kahvaltıları hala unutamam.
Akşamın serinliğinde Esnaf Sarayı ve Hamam Yolu arasındaki küçük çarşıları gezmek ve kokularını hissetmemek olmaz. İlla ki gidilmeli ve gezilmelidir. Bu gezimizde de oralara gitmemezlik etmedik.
O kadar özlemişiz ki gece gezmelerini, Eskişehir’in kuru soğuğuna rağmen çıktık gezdik. Boş sokaklarda çarşıda gezmek harikadır. Eskişehir’e gidilir de Odunpazarı Evleri’ne gidilmez mi. Gidilmezse ayıp edilir. Gidildi ve görüldü.
Akşam arkadaşlarla öğrencilik yıllarımızda kaldığımız eve gittik. İşte hüzün orada başladı. Aslında hüzün de değil. Garib bir durum. İnsan o duyguyu hissedince bu dünyada misafir olduğunu daha iyi anlıyor. İkinci memleketim Eskişehir gezisini de böylece tamamladık. İbrahim, Baki, Hüseyin, Mehmed Said, Selahaddin, Serhad, Ahmed Said, Davud, Halid, Nasır ve daha nicesine selam.
Gelelim birinci memleketimize. Kahramanmaraş Afşin’e. Gittiğim günden itibaren yatağa düştüm. Grip oldum. Hafif geçirdim Rabbimin keremiyle. Şifalı çaylar, ilaçlar sebep. Şifayı vereni görmeli. Hastalık münasebetiyle yaklaşık 4 gün halsiz vaziyette yattım. Halimin iyice olduğu zamanlarda kitap okudum. Nazan Bekiroğlu’nun “Yûsuf ile Züleyha”sı ile Sadık Yalsızuçanlar’ın “Dünyanın Orta Yeri: Sinema”sını bitirdim şükür.
Hasta olduğum için ne kurban kesmeye gidebildim ne de akraba taallukatla bayramlaşabildim. Uzaktan uzaktan mübarekler diledik.
Baba evinde televizyon bulunduğu için programları inceleme fırsatı buldum. Gerekli gereksiz bazı programlardan notlar çıkardım ki bir kaç proje için gayet yararlı bilgiler buldum. Özellikle kültür ve sanat bakımından televizyondaki programların özelliklerini yakında kaleme almayı düşünüyorum.
Velhasılı kelâm; hastalık dahil verimli bir dinlenme vakti oldu benim için. Görüşemediğim arkadaşlarla görüşme fasıllarını telafi ederiz nasipse. Gücenilmesin. Gönüller bir olsun.
Gitmiştik geri geldik. Rabbim hayırlı çalışmalar ve vakitler nasip eylesin.
Selametle…
Tweet