İki dünya
Geçenlerde biraz değişiklik olsun biraz temiz hava alayım biraz da sessizliği dinleyeyim deyip Eyüb Sultan’a gittim. Öğle ezanı okunmamıştı henüz. Her taraf insan doluydu. En çok da çocuklar ilgimi çekti. Fotoğraflarını çektim çokça. Hele o minik ellerin güvercinlere yem atmaları daha da güzel bir görüntü oluşturmuştu. Fazla oyalanmadan abdest alıp içeriye geçtim. Namaza az kalmıştı. Camii’de çok hoş bir hava vardı.
Tabi olacak orası Peygamber’e (sav) ev sahipliği yapmış zatın mekanıydı. Her tarafında tarih kokuyordu. Ben de kokladım. Gittiğim yerlerde eski zamanları düşünmek adetimdir. Hemen bir hayal ettim. Fatih geldi ilk gözümün önüne. Çıkıp gelmişti anadoludan hadis’e mazhar olup fethetmişti gönülleri. Fethin bir diğer kahramanı Akşemseddin hayallerimi süsledi hemen. Burada yatan mübareğin kabrini o keşfetmişti. Unutulan kabri tekrar ihya etmişti Fatih ile Akşemseddin. Sonra onların devirlerindeki insanlar sonraki devirlerdeki insanlar sonra diğerleri öylece geldi hayalime. Doldurdular fikrimi hep güzel anılarla.
Oturduğum yere şöyle bir baktım ve düşündüm. “Kim bilir kaç kişi benim oturduğum yere oturdu?” Devirlerden diyarlardan gelip buraları ziyaret eden ve buralarda yaşayan kaç insan buralarda benim bastığım topraklara bastılar? Namaz vakti geldi o mekanda o kalabalıkta namaz kılmak elbette güzel bir duygu. Namazdan sonra adet üzere cemaat camiiden hemen çıkınca türbe ziyareti yapar ve cemaat dağılır. Öyle de oldu. Duamı ettim ve yukarı doğru çıkmaya başladım. Pierre Loti’ye camii avlusundan bir yol ile çıkılır ama ben o yolu kullanmadım. Tarihi koklamak için mezarların arasından yavaşça tırmandım yukarıya. Mezarların önünden geçerken bazen şehre baktım. Ne kadar da hareketli. Ama o hareketliliğin dönüp dolaşacağı yer burası diye düşündüm. Bazen bi taşa oturdum. Yeşillikler arasındaki mezar taşlarını seyre daldım.
Ne kadar da güzeldiler. Bazılarına garip gelebilir bu düşüncem ama orada olmak beni gerçekten dinlendirdi. Şehrin gürültüsünden kurtulup bu kutlu mekana gelip dinlenmemek elde değil. Makinem hiç durmadı tabi ilginç olan bazı şeyleri de çektim elbet. Yukarı çıktığımda meydandaki insanlar hep şehre bakıyorlardı. Mezarlardan birazcık olsun uzaklaşıp şehre bakıyorlardı. Ben mezarlara bakmayı tercih ettim. Kendimi bir mezarın yerine koyup şehre bakmayı seçmiştim aslında. Sessiz ve sakin bir şekilde şehre mezar gözüyle bakmak daha cazip gelmişti bana.
Yerleşim olarak gerçekten büyük bir kabristan. Kimler yok ki. Tarihte adını duyduğumuz çoğu şahsiyet burada istirahat ediyor. Kim bilir kaç İstanbul yatıyordur burada? Kim bilir.
Buradan ayrılırken kabristanda bulunan mezarların, “Biz de gezerdik sizler gibi siz de gelirsiniz bizler gibi” sözünü kulağıma fısıldamalarını duyar gibiydim.
Tweet