bekir'in günlüğü

umduğum kadar büyük değilmiş, dünya nokta ben nokta

İnsanın ruh hâli çalkantılı olarak değişebiliyor bazı zamanlar. Değişen hâller olumlu yönde ise ne âlâ. Daha önce başladığım bir kitabı bitirmemezlik yapmamıştım. Okuduğum, daha doğrusu okumaya çalıştığım son iki kitap kazaya kurban gitti. Başladığınız zaman bitirmelisiniz. Bitiremediğiniz bir kitap, tartıştığınız bir kişiyi tam olarak dinlememeye benziyor. Adama ağzınıza geleni söylersiniz ama onun size söylediklerini dinlemezsiniz. Bitirilemeyen kitaplar da öyle. Söyledikleri bitmemiştir henüz. Sözleri yarım kalmıştır.
Kitaplara insanî sıfatlar yakıştırmayı pek sevmem fakat bazı kitaplar bazı zamanlarda insanı çileden çıkartıyor. İlk başta[...]

… Peki ya biz? Hangisini feda ediyoruz? Sözü mü hayatı mı? Sözün aritmetik sağlamlığında kendini kandıran sofistler miyiz? Yoksa hayatla aramıza hiçbir kuralın girmesine göz yummayacak kadar yürekli miyiz?
Kaç kez inanmadığımız yazıların altına imza attık sözün inanılmaz cazibesi uğruna. Sözün cazibesi, söze hakim olmanın inanılmaz hazzı uğruna ruhumuzu mu satıyoruz yoksa?
İptida kelam vardı, yaşantı arkadan geldi. Böyle mi kandırdık kendimizi?
Söz uğruna hayatı bir yalan gibi yaşadık. Ne kadar yalancıydık. Kurduğumuz oyunlarda oysa, her şey ne kadar inandırıcıydı.
Aşktan bahsettik, aşkı tanımıyorduk.[...]

Verimli geçen bir pazar gününün notlarıdır bu notlar. Aynı ortamda gün boyu çalışanlar için bulunmaz nimettir çıkıp bir yerlere gitmek ve gezmek.
Dostlar meclisinde güzel bir muhabbet günü oldu. Çalıştığım yerden banliyö treni ile Sirkeci’ye gittim ilk. Çıkmadan önce okuyacağım kitapları ayarlamıştım. Daha önceden başladığım Salinger’ın “Çavdar Tarlasında Çocuklar” kitabını trende bitirdim. Kitabı okurken gençliğime şükrettim. Öyle bir kitap. Ayrı bir yazı da kritiğini yapmak gerek. Sirkeci İstasyonu’na gelince kitap hemen bitmemişti. Tramvaya geçtim oradan Kabataş’a gitmek için. Kabataş durağına gelince[...]

… Hacdan döner gibi gel; Mi’râc’dan iner gibi gel; Bekliyoruz yıllardır! Bulutlar kanat rüzgâr kanat; Hızır kanad Cibril kanad; Nisan kanad bahar kanad; Âyetlerini ezber bilen, Yapraklar kanad… Açılsın göklerin kapıları, Açılsın perdeler kat kat! Çöllere dökülsün yıldızlar; Dizilsin yollarına, Yetimler günahsızlar!
Çöl gecelerinden yanık, Türküler yapan kızlar, Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilâl-i Habeşî sustuysa Ezânlarını Dâvûd okusun!
Konsun –yine- pervazlara güvercinler
“Hû hû”lara karışsın âminler…
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar Yâsinler!

Velâdet-i Nebevî Gecesi mübarek olsun.