Kahvenin rengi gibiydi rengi
Benim bir ajandam vardı. Kahvenin rengi gibiydi rengi. Kahverengiydi.
Lise dönemlerinde tutulan hatıra defterlerine benzerdi ama onlardan farklıydı.
Hergün bir şeyler yazardım içine. Kahverengiydi dışı ama beyazdı içi.
An be an benimle paylaşırdı sayfalarını.
Kahverengiydi. İçinde hatıralar vardı.
Akıbeti ne mi oldu?
Soğuk bir İstanbul sabahında her bir sayfasını yırtarak ayrı bir çöp kutusuna attım.
Her bir sayfasını ayrı bir çöpe.
Beyaz sayfaları ayrılınca kahverengi kılıftan, kahverengi rengine son kez baktım.
Kutuya atışım çarpar gibi oldu. Attım.
Ellerim kıpkırmızı oldu.
Ellerimi ısıttım yoluma devam ettim.
Gözden bir damla ve Erkan Oğur.
Değil mi ki şu dünya gelip geçici bir masal.
Bu masal da bitti.
Nerden aklıma geldi bu? Geldi işte sorma.
Kağıttakileri atmış olabilirsin ama yazdıkların henüz kalbindekileri atamadığını gösteriyor. Önemli olan da orası değil mi zaten…
Masalın bitmesiyle onlar da biter. Bitmek için uğraşır. Vicdan ve kalp oyununu oynar. Perde kapanır. Oyuncular selam verir ve çekilirler. Hepsi bu.
oyuncular yeni bir oyuna başlamak için diğerini bitirmek zorundadırlar yeni oyunların daha uzun sürmesi temennisiyle