Sabah uyanırken zorlanır gibi oldu. Üzerinde bir yorgunluk vardı. Ayak bileklerini ovuşturdu önce, ağrılarını gidermeye çalıştı. Maddi yorgunluğunda yanına zihni yorgunluğu da vardı. Gün içinde yapılacak çok işim var diye kafasını karıştırdı. Kendine gelebilmek için yüzüne soğuk su çarpmalıydı. Öyle de yaptı. Sonra yüzündeki bir yara izi dikkatini çekti. Stresten olmalı dedi kendi kendine. Öyle ya iş yetiştirmek için stresleniyordu sürekli. Saçlarının dökülme hızı da iki katına çıkmış, elini saçlarına götürdüğünde parmaklarının arasına takılan saç telleri gün geçtikçe artmıştı. Bu[...]
Vefasıza sitem…
Ey Nefis! Bilir misin “vefa” nedir? O, insanın gönlüyle buluşmasıdır. Kendisi olmasıdır. Yaratılış ve varoluş gayesinin farkına varması, hayat çizgisini bu gaye istikametinde oluşturmasıdır. Vefa, dost iklimlerin gülüdür. Düşmanlığın, kirli hesapların pis kokuları arasında vefanın yeşerip göğermesi mümkün değildir. Vefa duyguda, düşüncede, tasavvurda, idealde, hayalde hep aynı şeyleri paylaşanların atmosferinde üfül üfül esen bir cennet meltemidir. Onun, kin fırtınalarının, nefret kasırgalarının, kıskançlık hortumlarının arasından başını uzatıp “ben buradayım” diyebilmesi ihtimal dışıdır. Ey vefadan nasipsiz, sadakati unutmuş hodgâm nefis! Bilir misin;[...]
… Salona döndüğümde, babama sordum: “Ne diyorsun?” “Sana doğruyu söyleyerek her şeyi berbat edecek değilim…” “Ondan pek hoşlanmadın, değil mi?” “Hoşlanmaya uğraştım, ama polis genlerim işi bozuyor.” Yaralı tavşan bakışımı devreye soktum. “Şaka şaka. Centilmen bir gence benziyor… Ne dememi bekliyorsun? ‘Onu gördüm ve hayatımdaki bütün taşlar yerine oturdu’ mu?” “Şerif, üzmesene kızı. Tatlı bir söz söylesen dilin mi kopar? Aslan gibi çocuğa kulp takma şimdi!” “Sana göre aslan olabilir karıcığım, benim nazarımda…” “Evet baba, senin nazarında ne?” “Gül bahçesine[...]
Küçükken ondokuz nisan gününü çok severdim. Bir gün sonra Efendimiz’in (s.a.v) doğum günüydü çünkü. Bilmiyordum ki tarihlerimiz hicri değilmiş. Olsundu. Yine de güzeldi. Yine güzel mi? Evet şimdi de güzel. Güzelliği, sevdiklerimin bana değer verdiğini görmek. Sonrasında bir kaç damla gözyaşı. Unutmayan beni bugün, annem, babam, öz kardeşlerim, can kardeşlerim, can yoldaşlarım, sıkı dostlarım ve de çok sevdiğim Arif Ağabeyim. Ömrümüz hayır olsun. Yolumuz aydın olsun. Zihnimiz temiz olsun. Kalbimiz ferah olsun. Yüreğimiz sağlam olsun. Gönlümüz güzel olsun. Sadakatimiz tam[...]
“İnsan, bu dünyaya ağlayarak gelir, yeterince ağladıktan sonra da ölüp gider” [WILLIAM SHAKESPEARE, 1564-1616, Kral Lear] Orhan Gencebay’ın eski bir şarkısı, Dertler Benim Olsun çalıyordu. “Bir zaman benim sevgilimdin”: Kurşunları doldurup şarjörü taktım. “Yanımdayken bile hasretimdin”: Sig Sauer’i [P220] elimde çevirdim. “Şimdi başka bir aşk buldun”: Namluyu, televizyonun üstündeki kirli yemek tabaklarına doğrulttum. “Mutluluk senin olsun”: Silahı ateşledim… Dumanı tüten tabancama sarılmış ağlıyordum. Namluyla gözlerimi sildim. Gözyaşım cıva gibi, tabancanın içine damlıyordu. Bu şarkı beni bir cinayet şampiyonasına hazırlayan antrenörün[...]









