Dün, yani güzel bir pazar günü “Uluslararası Vicdan Günü Rachel Corrie Anma Etkinliği”ne katılmak için banliyö trenine atladım. Etkinlik mekanı Sultanahmed’de Kızlarağası Medresesi’ydi. Trene binince Nevruz Günü olduğu hatırladım. Evet bahar gelmişti, kutlama vaktiydi. Yanıma kitap almıştım ve pencere kenarında okumaya koyulmuştum. Tren Yeşilköy durağını geçtikten sonra vagonlara atılan taşların sesleri geldi kulağıma. Sonra olan oldu. Bir cam üzerime patladı. Şükür ki yaralanma olmadı. Dışarıdan gelen bir taş camı kırdı. Saçlarımın arasındaki cam kırıklarını temizledim. Taş atan şerefsizi görmedim fakat[...]
Nezih Ünen’in yedi yıldır yapımı süren “Anadolu’nun Kayıp Şarkıları” filminin soundtrack CD’si film vizyona girmeden önce Kalan Müzik etiketiyle müzik marketlerde. “Yüzyıllık sessizlik sona eriyor!..” sloganıyla 12 Mart’ta gösterime girecek olan film, çeşitli festivallerde izleyenlerin dilinden düşmüyor… Film gibi, albümün temel özelliği, Anadolu’nun ücra noktalarında provasız ve canlı kaydedilen otantik ses ve görüntülerin evrensel sound’larla düzenlenmiş olması. Anadolu’nun farklı kültürlerinden insanlar, kaybolmuş şarkılarını özgün haliyle söylerken, Nezih Ünen ve arkadaşları onlara albümde eşlik ediyor.. Bu performansı aynı şekilde sahneye de[...]
sana uçak alamıyorsam türkiye ekonomisi kötü gidiyor demektir ama düşün ve unut hemen şimdi, bisiklet ölüme inandırmaz insanı sana uçak almak da istemem, motorların sesindeki aldatır bizi kekeleyen acil iniş çağrısı kesinkes devrimdir yanlış durakta inmiş iki eski dost olabiliriz, buysa çok güzel odalara sığamazsak kardeşlik ne güne duruyor ürpermek ebediyettir, kaç buradan şizofreni hırkaları dikiyor mühendisler son hızla giyince unutuyorsun, ben de kendimde bir şey var sanırdım bir şey, kaset kapaklarını şenlendiren sezen resmi gibi ayıp depresyon fırkası buna[...]
Sözleri yarım kalan kitaplar
İnsanın ruh hâli çalkantılı olarak değişebiliyor bazı zamanlar. Değişen hâller olumlu yönde ise ne âlâ. Daha önce başladığım bir kitabı bitirmemezlik yapmamıştım. Okuduğum, daha doğrusu okumaya çalıştığım son iki kitap kazaya kurban gitti. Başladığınız zaman bitirmelisiniz. Bitiremediğiniz bir kitap, tartıştığınız bir kişiyi tam olarak dinlememeye benziyor. Adama ağzınıza geleni söylersiniz ama onun size söylediklerini dinlemezsiniz. Bitirilemeyen kitaplar da öyle. Söyledikleri bitmemiştir henüz. Sözleri yarım kalmıştır. Kitaplara insanî sıfatlar yakıştırmayı pek sevmem fakat bazı kitaplar bazı zamanlarda insanı çileden çıkartıyor. İlk[...]
… Peki ya biz? Hangisini feda ediyoruz? Sözü mü hayatı mı? Sözün aritmetik sağlamlığında kendini kandıran sofistler miyiz? Yoksa hayatla aramıza hiçbir kuralın girmesine göz yummayacak kadar yürekli miyiz? Kaç kez inanmadığımız yazıların altına imza attık sözün inanılmaz cazibesi uğruna. Sözün cazibesi, söze hakim olmanın inanılmaz hazzı uğruna ruhumuzu mu satıyoruz yoksa? İptida kelam vardı, yaşantı arkadan geldi. Böyle mi kandırdık kendimizi? Söz uğruna hayatı bir yalan gibi yaşadık. Ne kadar yalancıydık. Kurduğumuz oyunlarda oysa, her şey ne kadar inandırıcıydı.[...]









