ve davulların ustası asılmaya başlar…
00:00 – vakit suya girmekte…
uzun zaman önce ortaokul sıralarında öğrenciyken bir cuma vakti namazdan önce vaaz dinliyordum. yanımda beli bükülmüş, elleri bembeyaz bir amca bulunuyordu. ben hocayı dinlerken iki eliyle ellerimi tuttu. parmaklarım birbirine geçmiş vaziyetteydi. ve dedi: parmaklarını böyle yapma! iyi değil. bir elini diğer elinin avucuna koy. tutman gerekirse böyle tut. sağlam ve güzel olan budur. ne demek istediğini tam manasıyla anlamamıştım. ve anlamadım da. vardır bir bildiği dedim ve bundan sonra elimi birleştirmem gerekirse o şekilde yapmaya başladım. bazı şeylerin manasını tam bilemeyebilirsiniz. tıpkı glósóli’nin sözlerini bilmediğim gibi…
00:26 – rahat-sızlık iyidir. harekete geçmeli.
bir dünya verilmiştir. herkesle eşit bir zamana sahip, oyalanmanız için verilmiş bir dünya. davul gibi. inceler ve tokmağını yanında taşırsınız. nefes gibi. ihtiyacınız vardır ve yoldaşınız olmalıdır artık davul. ufak bir hareketle ruhlar âleminde “evet” dediğiniz o yerde karşılaştığınız ve sizden bir “merhaba”sını esirgemeyen insanlar görürsünüz yanınızda. davul araçtır. dünya olmuştur. dünya gibi. başka bir yerdir. bir gülüşle karşılaştığınızı farkedersiniz. anlatmak istemez, saklarsınız.
01:41 – müzik kıvamında, dünya yerle bir olmaya hazır.
perde arkasındakilerin peşindesinizdir artık. gördüğünüz yetmez hissetmek ister, yaşamaya koyulursunuz. buğday tarlasındaki başaklar gibi kıvranır, sorgular, adımlarınızı sağlam atmaya çalışır, yanınızı güçlendirirsiniz. yol böyledir. çamurdan yollarda çıplak ayakla gitmenin hafif acısını kalpte duyarken aklınız meşgul, algılarınız sonuna kadar açıktır. dünyayı istemezsiniz. dünya sizi ister. tüm benliği ve tüm aldatmacasıyla. ne hoş gelir oysa etraf. taraf olmanız kararını vermek için vaktiniz azalır. tercihlerinizle başbaşa kalırsınız.
02:33 – bir oyundan ibaret.
meşguliyetler sarmıştır her yanınızı. havalanırken sizi aşağıya çekmeye çalışan halatlarınız vardır. tereddütler, halatların en sağlam ipi olmuş sizi mağaranızdan uzaklaştırmaya ant içmişlerdir adeta. ip kuvvetsizdir, birleştikçe güçleşir. dünyanın meşguliyetleri gibi. bırakmaz, gereklidir ama nasıl bir gereklilik? zorunlusunuzdur ama nasıl bir mecburiyet? yolunuz vardır yorgunluğu hiçe sayıp, yalın ayak koşmanız gereken. asfalt beklemeden. çakıl taşlarına ve toprağa ulaşmak böyledir.
03:10 – derviş gibi doluşmalı küçük bir odaya.
dünya öyle bir hâle gelmiştir ki artık büyük zannedilen seyyârat bile küçülmüş, âlemler için âlem olmuştur. odanızdır. doldurmak dostlarla güzel. hapishane değildir artık. nisan ayında ortaya çıkan, buğday başaklarının yeşilliğinin sardığı kırlarda koşma vaktidir. vakit sizin, meydan sizindir. dünya sığmaz, dar gelir.
03:53 – uyanma vakti.
ruhunuz da taşıdığı emanet de uyku hâlinde olduğunuzu farkeder. uyanıp ulaşmak gerektir. ki ölünce uyanan insan, insandır.
04:14 – ve davulların ustası asılmaya başlar…
işte vaktidir. durmalı, geri çekilmeden ayaklara kuvvet verip düşünmeli. arkasına bile bakmadan, arkasında kim olduğunu bile bile asılmalı artık davula. davullar işi değildir artık. dünya vaktinin sonudur. asıl hareket başlamalıdır. kalpler hızla atar, beyin tüm organlara emrini verir. komutan ruhtur. ihtiyacıdır ulaşmak ve uçmak. ipini bulmuş, mağarasına girme vaktine ulaşmıştır. durmaz. gözlerin işi arka değildir. sıyrılma vaktidir. işte tam vakti. davulla işi kalmamış, dünya geride kalmıştır. ağırlıkları atmalı! vakit suya girme vakti! rahatla işi yoktur. bir an duraklasa ipini kaçıracak, arkasına baksa dünya tüm varlığı ile kendine çekecek! durmamalı ve uçmalı, semâlar onu bekler. vakit hakikat vakti. ulaşmak ancak hareketle olur. müzik duyulmaz ve dünya yerle birdir. dünya yerdedir. vakit uyanışta. ve insanın dostları olmalı, kendi olmalı. ölmeyi bilen, olmaya yol gösteren, yoldaşlık yapan, dünyaya sığmayan, kalpleri açan, uçurumlara tokat vuran, işi uçurum bile olmayan… insan olmalı. olmalı insan. vakti gelince gitmeyi bilen.
- Sigur Ros – Glósóli -
Tweet
manaya yolculuk. cüzi gayb için seyahat. sevdim, tam olmuş. okurken glosoli dinler gibi oldum. ölüyoruz, diriliyoruz. insanın denizlere atlayabileceği dostları olmalı, birlikte düşmeli, birlikte toprağın üstünde yol almalı. ağlamalı, gülmeli, yürümeli.
04.40
ölme vakti. geliyorlar. gökyüzünde suskun yağmur taneleri. içten içe birbirimize akıyoruz.
what else is there ?
şimdi ben dün gece bunları yaşamış olabilirim.nerden bildin ki? ayrıca parmaklarım hala çıtlıyor…