2.9.2009 - Hatıra, Kitap    Yorum Yok

Sultanahmet’ten manzaralar

İlk olarak belirteyim ki bu bir nisbet yazısı değildir. İstanbul’da olmayanlar için “ohh çatla da patla” tarzında bir giriş de yapmam. Nisbetten Allah’a sığınırım. Gelelim konuya.

Dün Sultanahmet Kitap Fuarı’na gittim. Bir kaç arkadaşla hem iftarı orda yapalım hem fuarı gezelim hem de teravihi orada eda edelim dedik ve gittik. Gidenler, görenler ve dahi duyanlar vardır. Ramazan’da Sultanahmet bir başkadır. Normal zamandaki turistik mekan halinden bir anda sıyrılıverir de manevi duyguları pekiştiren bir mekan halini alır.

Normalde çimenlere basmanın yasak olduğu yerlerde teyzeler, amcalar, abiler, ablalar bilimum niyetli kişiler ayak basmayacak yer kalmayıncaya kadar doldururlar. Özellikle haftasonu yürüyecek yer kalmaz. İftar yaparken orada hiç tanımadığın kişilerden yemek ikramları alırsın. Unutmaya yüz tutulmuş paylaşmaya duyguları o yerde pekişir. İnsanlara merhametle bakma vaktidir o vakit. Yani hoş bir ortamdır. Gelmeyenlere, görmeyenlere, çok isteyip işleri dolayısıyla vakit bulamayanlara, başka şehirde olanlara Rabbim nasib etsin. İstanbul’da olup da gelmeyenler de pişman olur onu da söyleyim.

Gelelim fuara. Geçenseneki fuardan pek farkı yok. Kitapçıların yerleri geçen seneki ile aynı. Yalnız İstanbul’da bulunan çoğu kitapçı bu fuarda stand açmıyor. Dini ağırlıklı bir fuar doğal olarak. Tüyap Fuar’ıyla yarışacağını kimse beklemez ama diğerlerini de bu mekanda görmek hoş olurdu.

Yazarlar da belli zamanlarda gelip, okuyucularıyla buluşup kitaplarını imzalıyorlar. Kaçırmak istemediğim bir yazar da Mustafa Armağan. 5 Eylül’de Timaş Yayınları’nda olacağını sitesinden öğrendim. Aslında bir eksiklik de yok değil fuarda. Kapılarda yazarların imza günleri asılı ama düzen yok, karmakarışık. Yayınevlerinin sıra listesinin düzenli bir şekilde asılı olduğu kapıda bir de yazar listesi günlere göre listelense çok hoş olur. Neyse buna şükür.

Yine tavsiye babında söylemek isterim ki fuara gitmeden önce ihitiyaçlar listesi yapmak faydalı olur kanaatindeyim. Ben bir liste çıkardım. Kitap ismi, yayın evi, yazar ismi bulunan bu listeye göre almayı düşünüyorum kitapları. Bu listeye bağlı kalıp ihtiyaçları alıp daha sonra diğer kitaplarla ilgilenmek avantaj bana göre. Yoksa gezerken bu da neymiş deyip incelemeden alınan bir kitap hayal kırıklığına uğratabilir hem de alacağınız bir kitap yerine, incelemediğiniz bir kitap alırsanız hem zihnen hem de maddeten pişmanlık duyarsınız.

Elbette orada gördüğünüz bir kitabı bunu kaçırmamam lazım diyerek de alabilirsiniz ki ben de öyle yapıyorum çoğu zaman. Mesela dün Elif Şafak’ın “Aşk”ını 15 liraya aldım. Fuardan önce bu kitabın fiyatı diğer kitapçılarda 20 lira civarındaydı. Pazarlık yapma şansının çok olduğu bir mekan fuar. İsteyip de alamadığınız bir kitabı burada ucuza veya kampanyalı bir şekilde bulabilirsiniz. Zaten çoğu kitapçı da standlarındaki kitapları indirimli veya kampanyalı bir şekilde satıyor. Dün gördüğüm bir kampanyada Senai Demirci’nin 4 kitabı 15 lira’ydı. Normal zamanda kim bu fiyata verir ki. Üstelik eski kitaplarda değil gayet yeni kitaplar.

Kitapların fiyatları bazen pahalı gelebilir. Herkes istediğini çoğu zaman alamaz ki ben de aynı durumdayım. Keşke daha ucuz olsa da herkes okuyabilse ama malum ekonomi dünyasının kitaplar üzerindeki fiyat belirlemesi buna izin vermiyor.

Ama şunu söyleyim ki kitaba verilen paraya acıyanlardan değilim. Biliyorum ki o kitap verdiğim paraya değecek. Değmese bile kitap kitaptır.

varsa bir sözün?