toprağın insanlarının elleri titreyecek!
Dünya patladığında neye sadık kalacağımızı öğreneceğiz; Ağızdan ağza, kalpten kalbe, yıldızdan yıldıza…
Sis insanın ciğerlerine işler. Sisli hayatta insan, hayatında çok az kişiyle görüşür, önünü yalnız ve limitli olanla görür. Hayat ilerledikçe insan ıssızlaşır. Mezara gitmeden önce herkes konuşuyor. Herkes bir festivalin soytarısı olma peşinde. Hayatın soytarılığı o kadar muğlaktır ki bu ilk anda anlaşılamaz. Zamana yayılan insanlar toprağın filizlerini ezip geçiyor. Maviliğin bir kızıl ata dönüştüğünü hayal edin. Hayaliniz sizi aldatacak bir süre sonra. Ütopyanın var olduğunu bilmek güzel, bilmek güzel. Ama bunun karşısında distopya ve kaosun olduğunu da unutmamak gerekir. Hayaller bir yere kadardır ve gerçekleşmediği sürece salt içeride kalır.
Düşünce hâli önemlidir. Bir insan bir diğerini ne derece kendi içinde bir noktaya yerleştirirse o kadar içinde yer eder. Bu zamanla genişler ya da daralır. Kelebek misalinde ömrü bu kadar olan insanlar yok mu? İnsan değerlidir, belki de birbirimizin içine doğru akıyoruzdur. Bu her zaman öyle olmaz. Hayatınızda bir yere oturttuğunuz insanlar ile bu gerçekleşir. Cûz-i Gayb’a girer devreye, işin sırrıysa Kûlli Gayb. Limitlerimiz var, bir yere kadar. Aşılması ve idrakı oldukça zor olan. Vadinin güvercinleri gibi inliyor her birimiz. Toprağın altı yakın, üstündeyse tam bir yıkım var. Seçtiklerimiz, seçimlerimiz önemli. Toprağın üstündeyken altında da birlikte olacaklarımız var. Yalnız olan yine yalnız gidecek ama birleşme yakın. Orada da bir limit var, bir sınır. Hayat sınırlarla dolu, insan da, engelleri aşamıyoruz, yanıldık her birimiz, birbirimizi kandırmaktan başka hiçbir şey yapmıyoruz çoğu zaman. Yanlış insanlar üzerine hayaller inşa edilirse bertaraf bir ruh kalır elimizde. Küflenmiş odaların yankılarını sesini kim duyacak? Henüz hiçbirimiz delirmedi. Duvardaki yelkovanı izlemek gibi hayat.
Bu zamana kadar kimi tanıdıysak ya bizim yansımamız olmadı ya da bir parçamız. Yaya geçitlerindeki şeritli çizgiler gibi kaldılar. İnsan insan ile bir bütündür. Parçası eksik yapbozu çocuklar bir köşeye fırlatır. Köşede kalansa bir tramplen. Sinekler zıplıyor. İçe doğru akmak, biraz derinlikleri olan ama yüzeysel bakıldığında bir birleşim çizgisinin olduğu görülen bir dehliz. Nicel kavramların çoğu zaman nitelden üstün olduğu bir evren ve insanları. Şehirler yanıyor. Kendini özde sevmek ile içe akmanın bir diğeriyle mümkün olduğu anlar kıymetlidir. Evrendeki hiçbir şey rastlantı değil. Bir şeylerin sebebi var. Sebebin künhüne vakıf olmak mühimdir ki insanın kendi romanında kahramanları ve figüranları vardır. Bir şeylere sadık olmak delilik anlamına gelebilir. Her şeyin kendisine sadık olduğu ama kendisinin sadık olmadığı yüzler tehlikeli. Zehir. Halatları geriyorlar hayatımızda, nefes almamız oldukça zorlaştı. Hep kaçmak istiyoruz, hayatı beklemekten yoruldular. Dağa kaçmak insana fayda vermeyecek. Sur’un düzen kuracağı o zamanı ve mekânı bekle. İçe doğru akacağımız vakit bunlar bir kenarda kalbimize hücum edecek, kalbin hızlı atışı nefeslerin devinimi bir korkudan ibaret. İnsan bilmediği şeyden korkar. Köpeklerin su içişlerine delice bakmamızı istiyorlar, her şeye acımamızı ya da her şeye zulmet getirmeyi. Devinim zıtlıkların gücünden doğuyor. Karanlığın ağırlığından korktular.
İnsan, şu kâinat içinde pek nazik ve nazenin bir çocuğa benzer. Zaafında büyük bir kudret ve aczinde büyük bir kudret vardır. Çünkü, o zaafın kuvvetiyle ve aczin kudretiyledir ki şu mevcudat ona musahhar olmuş…
- 23. Söz, 4. Nükte
İçe yönelmek, bükülmek. İnsan bükülür ve doğrulur. İki eşit yatay düzlemde de bir gerçeklik yatar. Kalp olarak temizlenmek, ileri safhalar için bir ön hazırlıktır. Kişinin bir diğeriyle etkileşimi, akış ve dirilişi bir noktadan ibarettir. Tek cümlelik bir nokta olmayan hayat insana kapılar sunar. Kapının anahtarları bizim ellerimizde. Deliklere atılan bakışlar içimizden doğar. Her gece gün doğumunu bekler. Gün doğumu da geceyi. Kötülüğe saplandıkça iyiliğe kaçamıyorsak balçığın tam ortasındayızdır demektir. Düşünce olarak mesafeler olsa da kalp olarak bir olmak vardır. Mekan kavramının izafi olduğu o anlar öyledir ki bunu insan ve karşısındaki anlayamaz, sırrın perdesine düşen gölgeleri izlemekle yetinir insan o an. Akışın her iki yönlü oluşu daha doğrusu içten dışa, dıştan içe eğimi kalbin hakikatıyla doğru orantılıdır. Bu bir nimet, bir farkındalık sezisi, bir düşünce helezonu. Çembere dahil olanlar merkeze yönelecektir. Merkezin ne olduğuysa bir soyut olgu, bir somutun üstü. Somutluluğun salt soyutlulukla sınavında galip çıkan merkezin kuvveti olacaktır. Sesler yükseliyor, çemberin dışında veba ve kıtlık başladı. Susuyorlar, onlar sustukça daha da bağırıyorlar.
Açlık dinmiyor. Kör kuyu. Günahlarında boğulacaklar. Toprağın insanlarının elleri titreyecek. Gazap yaklaşıyor. Su damlaları denize düşüyor, dalgalar bu kurşunîliğe inat hayata nefes veriyor. Siste bir insan dolaşıyor. Elinde bir baston, başındaysa kasket. Öylece yürüyor, hiç durmuyor. Yorgun. Adımlarıysa yavaş. Susuyor. Bildi ve gördü. Alfabe ona artık savaş açmış durumda. Şiddet suskunluğa büründü. Toprak kazanacak, o yenilecek. Evren düştü kalbine, oturdu bir uçuruma. Uzaktan boşlukta süzülen evleri görüyor, çocuklar kendisiyle alay ediyor. Hayat en son tokadını atmak üzere insana. Köpekler havlamıyor bile. İsimsiz bu gösteriyi sadece kendisi seyrediyor. Gökyüzü karanlık, ağaçlar hep aynı yerlerinde. İnsansa boşluğun tam ortasında tek başına. Elini cebine atmıyor, kalbinde biriktirdiklerine bakıyor. Kimse sevgisiz ve erdemsiz yaşayamaz.
Yıkım başladı. İçten dışa. Dıştan içe. Akışlar hız kazanıyor. Ruhun yolculuğu vardır gayb’da. Rüya ve hakikat çerçevesinde bir tasavvur çıkıyor önümüze. İmajların hareketliliğine kapılıyoruz. Nesnelerin gerçekliğinden dönümsüz bir hareket ile sıyrılıyoruz. Dünya yangın yeri artık. Asfaltlar oldukça sıcak. Ayaklarımız buz kesiyor. Geri dönülmezliği mevhum bir ayna gibi kırıyoruz. Dizler güçsüzleşiyor, korku tepelerine iniyor. Grilik çöküyor şehre, her yer siyahlığı bağrına basarcasına kaçıyor uçuruma. Şehirler artık kendinden kaçıyor, insanlarsa şehirlerden. Özlem, saf olana, kirlenmemişe. Fıtratı temizliğe çağırıyor. İnsan arınırken elleriyle başlıyor. Niye ilk olarak el? Niye baştan aşağıya? İnsanı etkileyen de budur. Kesitten bütünsele. Çekirdekten öze. Fıtratın şahitliği :
“O hâlde (Habibim) sen yüzünü bir muvahhid olarak dine yönelt. Allah’ın insanları yaratmasında esas aldığı o fıtrata uygun hareket et…”
- Rum Sûresi, 30/30
“Hayat-ı içtimâiye-i beşeriyede bir çığır açan, eğer kâinattaki kanun-u fıtrata muvafık hareket etmezse, hayırlı işlerde ve terakkide muvaffak olamaz. Bütün hareketi şer ve tahrip hesabına geçer.”
- 22. Lem’a
Rüzgarda savruluyor her birimiz. Nokta atışı yapılan yer bizim vicdanımız. Kalbin direnci rüzgara galip gelir. O kalabalık yollar o zaman ıssız gelir bize. İnsan kalbinin merhametiyle, vicdan filizlerinin yeşilliğiyle büyür, gelişir. Kıraç topraklar o zaman hayat bulur. Karanlıkta gözlerin bile faydası yoktur ama kalp görüyorsa gözlere gerek kalmaz. Kalbin âmâysa gözün görse neye yarar? Alnındaki izlerin bir şeffaflık oluşturduğunu düşün, içinde, en derinde. Kalbinin ritmik atışlarını sana hayat verdiğini, zikr ve şükr kavramlarının tadına var. Maneviyat, ağılı ağlarla çevrili değildir. Kendi içinde naif bir sarmal, bir daire. Şehrin ışıkları yanıyor, uzaktaki figürler buharlaşıp havaya karışıyor. Artık eski kediler yok, baykuşlar da ötmüyor. Serçeler nefrete kızıyor, martılar denize isyan ediyor. Kuzguncukların sesi kısık. Gelincikler korkuyor. Trenler çalışmıyor. Minareler ıssız. Bir çocuk annesine doğru koşuyor. Karanlık yaklaşıyor. Toprak harekete geçti. Eller titriyor. Göz gözü görmüyor. Dünyayı yerinden söküyorlar. Etkileyici olansa gökyüzünün ikiye ayrılması. Cennete mi? Kabuslara mı?
imza: @jsolpartre
bekir’in notu: ve kelimelerin ustası asılmaya başlar… vakit suya girmekte.
22.01.2012 tarihli bilgi notu: tam burada bir adet video vardı. telif haklarından dolayı youtube’dan kaldırılmış. sağlık olsun. ismi hemen altta durmakta. teşekkürler.
Sigur Ros – Sæglópur
Tweet