vaktim az, derinlerin cazibesi var
hayat güzel diyor herkes ama, hayat ne? öyle çok söyleniyor ki güzel olduğu, kurt düşüyor en saf insanın bile içine. güzelse neden bunu söyleyip duruyoruz? neden ihtiyacımız var buna. madem bir hayatımız var ve madem çok güzel her şey, bir de “yaşanmışlık” diye dramatik derecede gülünç bir lafı ne diye icat ettik. “yaşanmışlık” diye bir şeyi varsa insanın, bir de “yaşanmamışlık”ı olmaz mı o zaman? “geriye yaşanmışlıklar kaldı” gibi laflar dolanıyor ya şimdi ağızlarda, geriye kalmayan ne peki? neden hayat hafızalarımızın hatıra defterlerindeki üç beş “yaşanmışlık”la sınırlı kaldı? en iyi ihtimalle, pek az yaşadığımız için olabilir mi?
- gökhan özcan
diyorum ki izlanda’ya gidelim. kafayı buna çok taktım, evet. ciddi manada istiyorum artık. bilet fiyatlarına baktım çok pahalı. ne olur bilemem. şu dünyada gitmeyi istediğim az yer var. dünya az aslında. saysam şimdi toplamı dünya olacak. biri de bu işte. bilemedim. oturmuş, bekliyorum.
devam etmiş yazar:
önce toplu konut ve site usulü şehirleşmeye geçerek mahalleyi bitirdik. hepimiz o yüksek yüksek apartmanlara taşınarak ‘çevre’mizi gözden çıkardık, komşularımızı tanımaz hale geldik. ardından koca koca alışveriş merkezleri inşa ederek esnaf kültürünün de defterini dürdük. geceleri televizyon izlemekle ya da internete takılmakla geçirir, birbirimizle konuşmaz olduk. herkesin kendi odası, kendi televizyonu, kendi bilgisayarı var. herkes her fırsat bulduğunda kendi dünyasına kilitliyor kendisini. kitle iletişim araçları insanları her gün birbirine daha fazla yabancılaştıran, sağırlaştıran, körleştiren çatışmaları körükleyip duruyor. caddelerde, sokaklarda, toplu taşım araçlarında, parklarda, orada, burada bulunurken ya cep telefonlarımızı, tablet bilgisayarlarımızı kurcalıyor ya da ‘player’larımızdan gelen müziğe kaptırıyoruz varlığımızı. bunu yapmayanlar da ya kendi kendilerine konuşuyorlar ya da görünmez kulaklıkları vasıtasıyla başkalarının cep telefonlarıyla. insanın insanla buluştuğu pek az yer kaldı. insanın insanı gördüğü, duyduğu, hissettiği, düşündüğü, anladığı, bilmeye ve bulmaya gayret ettiği pek az kesişim kümesi… hayat nerede cereyan ediyor peki; kimsenin sormadığı, sormayı aklından bile geçirmediği asıl can yakıcı soru bu!
hayat bunların arasına sıkışıyorsa, sıkışmışsa ve kurtarılması güç hâle gelmişse ne anladım ki ben bundan? hayatın manası olmuş: sanallaşmak. yüksek dağlar, uçsuz bucaksız ovalar, derin vadiler hiçbir zaman bu kadar cazip gelmemişti belki insana. evet sıkışmışım. farkediyorum. dışarı çıkarken yanımda kitabım eksik olmuyor ama mail geldi mi diye kaç kere telefona bakıyorum? ee sonuç? nedir abi olay? golü yemişiz ofsayt düdüğünü bekliyoruz. suyun yüzeyi değil derinlerin cazibesi yakıyor şimdilerde beni. vaktim az. oyalanmak istemiyorum. derine inmek zor, uzaklaşmak şart. koç burçları böyledir zaten dedi. işini tam yaparsın da asıl mesele ona başlamakta. kararsızlık da denilebilirmiş. sonra o da söyledi: “samet’i ben çok severim biliyor musun?” aa dedim: “cenazeleri taşımak bizim işimiz”. hadi bu da dağıtan cinsten olsun:
- sigur rós – bíum bíum bambaló -
Tweet