Köşedekiler
2 Yorum Vefasıza sitem…
Ey Nefis!
Bilir misin “vefa” nedir? O, insanın gönlüyle buluşmasıdır. Kendisi olmasıdır. Yaratılış ve varoluş gayesinin farkına varması, hayat çizgisini bu gaye istikametinde oluşturmasıdır. Vefa, dost iklimlerin gülüdür. Düşmanlığın, kirli hesapların pis kokuları arasında vefanın yeşerip göğermesi mümkün değildir.
Vefa duyguda, düşüncede, tasavvurda, idealde, hayalde hep aynı şeyleri paylaşanların atmosferinde üfül üfül esen bir cennet meltemidir. Onun, kin fırtınalarının, nefret kasırgalarının, kıskançlık hortumlarının arasından başını uzatıp “ben buradayım” diyebilmesi ihtimal dışıdır.
Ey vefadan nasipsiz, sadakati unutmuş hodgâm nefis!
Bilir misin; vefa bir yürek işidir. Pörsümüş, paslanmış, kirlenmiş bir kalbe uğramaz vefanın yolu. Vefa, doğruluk ister, istikamet ister. Sözünde durabilmek, ettiği yeminlere bağlı kalabilmek ister. Bütün bunlar da yürek ister. Yüreğin gıdası zikirdir, secdedir, gözyaşıdır. Bunlarla beslenemeyen bir yürek nasıl vefalı olur ki?
Yalan ve riyâ vefanın baş düşmanlarıdır. Onların olduğu yerde vefanın hayat hakkı yoktur. Yalanı ve aldatmayı karakter haline getirmiş, mürâî tiplerin vefası olmaz. Onlardan vefa beklemek safderunluktan başka bir şey değildir. Böylesine güvenen er geç iki büklüm olur. Onunla uzun yollara çıkan yollarda kalır. Onu rehber edinenin gözü yaş, gönlü hicranla dolar.
Bil ey nisyanla malûl, isyana mübtelâ kibir abidesi!
Vefa, Âdem Nebî ile İblis’in farkıdır. Âdem Nebî, “gufran” çeşmesine vefa merdiveniyle ulaştı. “Gidecek başka kapı mı var?” düşüncesiyle yüz yere sürdü, mağfiret diledi. Şeytan ise, “Ama ben ondan daha değerliyim; neden onu seçtin?” diyerek sırtını dönüp gitti. Herşeyini borçlu olduğu kapıdan son anda yüzünü çevirdi. Mazhar olduğu nimetleri unuttu. Beklentilerinin esiri oldu. “İnsan”ı hiç hazmedemedi. “Neden o?” diye diye, içi içini kemirdi. Azdı, kudurdu. Sonunda “insan”a da “insanı Seçen”e de düşman oldu. Hakk’a düşmanlığın, isyanın, inadın, hasedin, çekememezliğin, türlü fırıldakların, ayak oyunlarının, çeşit çeşit mübtezelliklerin remzi haline geldi.
Bilirsin ey bencil nefis!
Hem de çok iyi bilirsin ki, her türlü güzel hasletin en büyük temsilcisi, insanlığın birincisi, Nebîler Serveri (sallallahu aleyhi ve sellem) tepeden tırnağa “vefa” idi. Ümmetine de vefalıydı, eşlerine de. Arkadaşlarına da vefalıydı, evlatlarına da. O’nu semaların ötesine çıkaran Rabb’e vefasıydı, miraçtan ızdırapla, çileyle, sürgünle, işkenceyle dolu dünyaya indiren de ümmetine vefası.. “Yarı yolda bırakmak” O’nun kitabında yoktu. “İhanet” O’nun semtinde nefessiz kalırdı. O, Uhud’da canlarını vermiş can yoldaşlarını her hafta ziyaret ederdi. O, ümmetine vefayı öğretmişti, vefayı göstermişti.
Hem yine bilirsin; bütün büyüklerin hasenat defterleri, vefa ile kapanıp vefa ile mühürlendi. Yolda kalmışların çirkinliklerle dolu ajandaları ise vefasızlık damgasını yedi. Uzun yollarda bazen koşmak vefadır, bazen de “kenara çekilmek.” İki durumda da vefalı olamayanlar zillet ve hakaret damgasını yemeğe mahkûm oldular. Mukaddes yüklere, kudsî yolculuklara çeyrek gün bile tahammül gösteremeyip yan çizenler doğru yolu kaybettiler.
Ve sen!
Bilmez misin; yola çıkarken ne sağlam vefa yeminleri etmiştik.. Ne kadar coşkun, azimli, kararlı ve heyecanlı idik.. Ama şimdi bozduk o ettiğimiz bütün yeminleri.. Bütün civanmertlikler yağ gibi eridi gitti. Güller dikene döndü. Muhabbet adavete, uhuvvet nefrete, ihlâs riyaya inkılâb etti. Bir kısım talihsizler, kalbinde zerre kadar emanet ve vefa duygusu kalmamış ölü ruhlara “yahşi” çekmeye başladı.
Bak etrafına!
Her yanda, yalan ve mübalağanın esiri olmuş karakuralar var. Günde birkaç defa yeminini bozan vefasız karakuralar. Lânet ediyor onlara yer ve yerdekiler, lânet okuyor onlara semâ ve semâdakiler. Ve sor kendine, herkes sorsun kendine, “Nereden çıktı bu kadar cinsi bozuk, ahlâkı fenâ!” Hangi hain bunlara bağrını açıp dayelik yaptı ve hangi uğursuz ağızlar bunlara “buyurun” çekti!
Ey nefis!
Şunu hiçbir zaman unutma: “Bir düşünceye gönül mü verdin; bir ideale mi bağlandın; varıp biriyle dostluk mu kurdun, gel! Diriğ etmeden ver canını o uğurda, servetin yağma olup gitsin. Fakat vefalı ol! Zira Hak katında da halk katında da en çok itibar gören “vefa” ve vefalılardır.”
Süleyman Sargın – Zaman
Tweet
Yarışma konusundaki fikirlerinize tamamen katılıyorum , aslında birazda kendime kızıyorum nasıl böyle bir oyuna alet oldum , insanları zahmete soktum. Neyse bunlar birer tecrübedir muhakkak..
Aslında yemek bloglarını gezerken 1. belli demiştim ve jüriyi görünce bu jüriden bana hayır gelmez dedim..:) Biraz da site tanıtımı olur belki diye ümit ettim ama bu sistemle oda olmadı, sağlık olsun ne diyelim..
Selam ve dua ile..
İnsanlar için zahmet filan önemli değil aslında. 2008′den itibaren ne olduğu belli olmayan bir uygulama var. Kriterlerini açıklamıyorlar. Ödülün verildiğini bile sonradan öğrendim.
Yarışma başlarken her tarafa ilan verdiler fakat tören olduğunu bir tek kendileri biliyordu sanırım.
Neyse blogunuza da yazdığım gibi fazla ciddiye almaya gerek yok.